27 Nisan 2013 Cumartesi

BİRİSİ UBUNTU mu DEDİ?

Bu kelimeyle ilk karşılaştığımda ilgimi çekmişti. Anlamını merak edip araştırdığımda öylesi güzel bir anlam beni karşıladı ki, sizlerle paylaşmadan geçemedim.

Ama önce gelin bu kelimeyle karşılaştığım; hatta geçenlerde ‘huzur’ konulu radyo sohbetimde de paylaştığım, mini öyküyü beraberce hatırlayalım.

‘Günlerden bir gün,  Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir. Oyun basittir. Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar. ‘Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.’
Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır. İşte o ANda  bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar. Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar. Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar. Aldığı cevap hayli manidardır; “Biz “UBUNTU” yaptık: Yarışsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve birinci olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.” UBUNTU; bizim dilimizde “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” demek. ‘

İşte BEN yerine BİZ diyebilmenin ne güzel bir örneğidir bize verilen, hem de çocuklar tarafından. Üzerinde durmaya, biraz kafa yormaya değmez mi sizce de?

Şimdi gelin bu güzel kelimeyi ve ardındaki derin felsefeyi biraz daha yakından satırlara dökelim.

Ubuntu aslında klasik bir Afrika anlayışı olarak karşımıza çıkıyor. Kelime karşılığı ‘insanlık’. Kökeni Güney Afrika’daki Bantu dilinden geliyor. İnsanların ilişkilerine odaklanan hümanist bir felsefe. Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul ediyor.

"Ben, ben olduğum için sen, sensin" sloganı üzerinde şekil alıyor.

Bakın Nobel barış ödüllü Güney Afrikalı Desmont Tutu, bu kelimeyi nasıl özetliyor;

“Ubuntu'ya inanan bir insan diğerlerine açıktır. Diğerlerine olumludur. Diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda tehdit altında hissetmez. Onun daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmekten gelen bir özgüveni vardır. Ve diğerleri aşağılandığında, küçük düştüğünde, zulme uğradığında ya da ezildiğinde kendini de aşağılanmış hisseder."

Bu güzel felsefe; 2004 yılında yönetmen John Boorman'ın çevirdiği ‘’ In My Country’’ filminin de ana konusu. Film Güney Afrika, İngiltere ve İrlanda ortak yapımı olup, ülkemizde  ‘Benim Ülkem’ ismiyle gösterildi. Belki hatırlayanlar vardır aranızda. 1996 yılında Güney Afrika’ da yaşananları, insanların hayatın zorlu mücadelesi karşısında verdikleri sınavı  anlatır.

İsterseniz biraz daha açıklayıcı olması adına gelin Güney Afrika’daki resmi bir evrakta yer alan açıklamayı paylaşalım;

“Her bireyin insanlığı ideal olarak, onun diğerleriyle ilişkisinde ifade bulur. Ubuntu, insan ancak başka insanlar aracılığıyla insan olur, demektir. Aynı zamanda her yurttaşın bireysel ve toplumsal refahın arttırılması için Ubuntu, insanların birbirlerine bağlılıklarına odaklanan insancıl bir felsefedir.’

Aslında bu güzel felsefe dünyanın pek çok yerinde, pek çok gelenekte yer buluyor. 
Bizim güzel ülkemizde de var fazlasıyla. Zaman içinde unuttuğumuzdan dem vuruyoruz biliyorum. Ama ben çocuklarımıza kendi davranışlarımızla örnek olmamızın ve yaşatmamızın önemli olduğunu düşünüyorum.

Gerçekte yapmamız gerekenler öylesine basit ki. Yeter ki gönül gözüyle ve sevgiyle bakmasını bilelim hayata, etrafımıza. Sadece kendimizi değil, çevremizdekilerin de iyilik ve mutluluğunu gözetme halini yaşatalım bir anlamda. Hani benim sıklıkla dile getirdiğim; karşımızdaki insana KIYMETLİ olduğunu hissettirme durumu. Ama öncesinde empati yaparak onu, düşüncesini anlamaya çalışmamız gerekli elbette. Karşımızdaki üzgünken, sıkıntı içindeyken biz nasıl mutlu olabiliriz ki?

Düşünsenize paylaşmak, o tadı almak nasıl güzel bir mutluluktur. Kalbimizde o naif sıcaklığı hissederiz, yüzümüze kocaman tebessümler yer ederken. İşte bu bakış açısı ile hayatın getirdiklerini paylaşalım. Var olan tüm güzelliklerin tadına BERABERCE varalım, olmaz mı? Şimdi bir daha sormak isterim bunu başarmak çok mu zor dersiniz? Bence değil, asıl olan doğayı, insanları, tüm canlıları sevmek; saygıyla yaklaşmak ve empati yapabilmek. Kısacası ubuntu yapmayı unutmamak, o kadar.

Gelin son sözlerimizi empatiye ve Amerikalı psikolog ve danışman Daniel Goleman’ a verelim. Kendisi aynı zamanda duygusal zekayla ilgili yazdığı kitapları ve sayısız makalesi ile ün kazanmış bir yazar. Şöyle der satırlarında;

''Günümüz psikolojisinde, "empati" sözcüğü üç ayrı anlamda kullanılmaktadır: Öteki kişinin hislerini bilmek; o kişinin hissettiği şeyi hissetmek; ve ötekinin sıkıntısına şefkatle karşılık vermek. Bu üç empati çeşidi 1-2-3 şeklinde bir ardışıklık betimler: Seni fark ediyorum, duygunu paylaşıyorum ve bu yüzden sana yardım etmek için harekete geçiyorum.'' 

O kadar güzel ve hassas ki satırlar, bana söz düşmez daha…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

18.04.2013


2 yorum:

  1. çok güzel bir yazı paylaştım teşekkürler....modern çağın empatisi, kara kıtada asırlar önce ubuntu olarak varolmuştur.ismi ne olursa olsun insan olduğumuzu hatırlatır bize bu olgu yani başkasını da düşünmek ,onun yerine kendini koymak iğneyi kendimize cuvaldızı ele batırmak...

    YanıtlaSil
  2. We all in need more understanding,,,, more empathy.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...